GEREKSİZ TOMOGROFİ ÇEKTİRMEYİN!

#

Çar, 16 Ara 2009 09:23:39

Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü?ne göre bilgisayarlı tomografiden yayılan radyasyon kanser riskini artırıyor. ABD?de 2007?de yapılan tomografilerden 15 bin kişinin ölebileceği ileri sürüldü

Amerikalı araştırmacılar, ABD?de 2007 yılında yapılan bilgisayarlı tomografi (CT) taramalarından yayılan radyasyonun, 20 bin kanser vakasına ve yaklaşık 15 bin ölüme neden olabileceğini bildirdi.

Başyazısında, Ulusal Kanser Enstitüsü?nün bir araştırmasına değilen saygın tıp dergilerinden ?Archives of Internal Medicine?, bilgisayarlı tomografi cihazlarıyla yapılan tanı koyma amaçlı testler sırasında yayılan aşırı radyasyondan binlerce kişinin kanser olabileceğini öne sürdü. Uzmanların doktorlara ?gereksiz yere bilgisayarlı tomografi yapmayın? çağrısını da vurgulayan dergi şu noktalara dikkat çekti:

Röntgenin 100 katı

* CT, yani bilgisayarlı tomografi cihazlarından yayılan aşırı radyasyon, kanser riskini artırıyor.

* CT taraması, hastayı keşif amaçlı tıbbi operasyon seçeneğinden Artararak doktorlara vücudun içini görme imkânı tanıyor. Ancak bu cihazlar, geleneksel röntgen cihazlarından daha fazla radyasyon yayıyor. Verilere göre, bir göğüs CT taramasına giren hasta, göğüs röntgeninin yaydığı radyasyonun 100 katı bir doza maruz kalıyor.

* ABD?de 1980 yılında yalnızca 3 milyon kişinin geçtiği CT taraması, 2007?de 70 milyon kez uygulanmış.

* Ulusal Kanser Enstitüsü?nün geliştirdiği bir formül, 2007?de yapılan CT taramalarının 29 bin kanser vakasına ve 15 bin ölüme yol açabileceğini gösteriyor.

* Kanser vakalarının üçte birinin, CT taramasından geçtiği sırada 35 ila 54 yaş arası olan kişilerde oluşması bekleniyor. Kansere yakalanacağı öngörülen kişilerin üçte ikisinin kadınlardan oluşacağı tahmin edilirken, meme kanserinde de 2 bin vakalık bir artış kaydedileceği tahmin ediliyor.

Gereksiz yere yapmayın!

Başyazıyı hazırlayan ?Archives of Internal Medicine? editörü Dr. Rita Redberg, ?CT tarama cihazlarından düşündüğümüzden fazla radyasyon yayıldığını ve kayda değer oranda da kanser vakası görüldüğünü öğrendik.

Her yıl milyonlarca CT taraması yapıyoruz ve bu rakamlar giderek artıyor? diye konuştu. ?Doktorların CT taraması konusundaki şevki ve bu taramayı sıkça yapmasının hastalarını riske soktuğunu? söyleyen Dr. Redberg, ?Bazı taramalar kesinlikle önemli ve hayat kurtarıcıyken, bazılarına hiç gerek yok? dedi.

Görüntüleme yöntemleri ve etkileri nelerdir?

* Ultrason: Ses dalgalarıyla çalışıyor ve bu nedenle tamamen zararsız.

* Bilgisayarlı tomografi: X ışını yani radyasyon kullanılıyor. Bu nedenle potansiyel zararı var.

* Manyetik Rezonans (MR): Dokulardaki hidrojen protonlarının, manyetik ortamda dışarıdan bir elektromanyetik dalgayla (zararlı olmayan) uyarıldıktan sonraki davranışlarını görüntülüyor. Bugüne kadar olumsuz bir etkisi gösterilmemiş.

* Nükleer tıp: Vücuda dışarıdan radyoaktif bir madde veriliyor ve vücuttaki dağılımı araştırılıyor. Özellikle tanı amaçlı tiroid, böbrek ve kemik hastalıklarında (kemikte metastaz aramak için) kullanılıyor.

* Pozitron Emisyon Tomografi (PET): Kanser tanısında ve evrelemesinde çok yaygın kullanılıyor.

* Röntgen: İnsan vücudunu iki boyuta indirip inceliyor. Röntgen de hastayı radyasyona maruz bırakır. Tek bir inceleme için doz düşük kalırken, tetkik tekrarlandıkça risk artıyor.

Fazlası zararlı ama gerekli olduğunda hayat kurtarıyor

ABD Ulusal Kanser Enstitsü?nün çalışmasına göre tomografilerin yaydığı radyasyonun kanser riskini artırdığı bilgisine karşı uzmanlar, ?gerekli durumlarda mutlaka çekim yapılmalı?diyor. Uzmanlara göre, fazla ve sık tomografi çekimlerinde maruz kalınan radyasyon kanser nedeni olabiliyor ama tomografi cihazı aynı zamanda hayat kurtaran çok önemli bir araç.

Prof. Dr. Şuayip Yalçın (Hacettepe Tıp Fakültesi Onkoloji Hastanesi Başhekimi ve Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı): ?Biz zaten ?iyonize radyasyon? dediğimiz durumun kansere yol açabileceğini biliyoruz. Bunlarla ilgili birtakım kriterler var. Vücudun alabileceği maksimum dozlar belirlenmiştir. Bazen tıbbi olarak gerekli durumlarda bunlar aşılabiliyor ama genellikle buna dikkat ediliyor. Önemli olan bilinçsizce veya çok sayıda yapılan çekimlerdir. Hasta için gerekli olmadıkça çekilmemeli. Hasta da doktor istemi olmadan bu görüntüleme yöntemlerine başvurmamalı.?

Prof. Dr. İzzet Rozanes (Radyodiagnostik uzmanı): ?Araştırma sonucunda da görüldüğü gibi bunda gerçek payı olduğu çok açık. Ancak CT?ler çok ciddi hayat kurtaran bir araç. Araştırmaya göre 29 bin kanser vakası varsayımı var ama tomografiler milyonlarca kişinin de hayatını kurtarmıştır. Yani karanlık yüzü var ama aydınlık bir yüzü de var. Gereksiz tomografi çekiminden kaçınılmalı. Türkiye?de gereksiz CT kullanımı olduğu varsayımı var. Ama madalyonun bir yüzü daha var. Hasta acile geliyor, ayak bileği burkulmuş. Doktor yumuşak doku teşhisi konuluyor. Ama eve gönderilen hastanın şikâyeti geçmiyor ve kırık olduğu ortaya çıkıyor ve doktor suçlanıyor. Ama radyasyonun potansiyelini göz önünde bulundurmalı.?

Milliyet

2536 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


DOMUZ GRİBİ VE MEVSİMSEL GRİBİN FARKLARI

#

Per, 12 Kas 2009 11:54:31

1515 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


HAZIMSIZLIK İÇİN ÖNERİLER

#

Çar, 09 Eyl 2009 08:24:10

Hazımsızlık (dispepsi), karnın üst bölgesinde ağrı, erken doyma, şişkinlik, bulantı hissi gibi yakınmalarla tarif edilen bir rahatsızlıktır. Oldukça yaygın olan bir durum olan hazımsızlıktan hemen herkes yaşamının bir döneminde yakınır.

Ancak toplumun ortalama dörtte birinde bu yakınmalar uzun süreli olarak bulunur ya da sık nükseder.

Acıbadem Maslak Hastanesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Bahattin Çiçek, hazımsızlık diye tarif edilen durumun tek bir hastalık olmadığını, bazı durumlarda hazımsızlığı yapan görülür ve organik bir hastalık olduğunu belirterek şunları söyledi:

 Yemek borusunda reflü olması
 Safra kesesi hastalıkları
 Pankreas hastalıkları
 Mide ülser veya kanseri
 Aspirin veya romatizma ilaçlarının kullanımı

Az hareket, kilo almak da hazımsızlık yapar

Hastaların üçte ikisini oluşturan fonksiyonel hazımsızlıkta ise kesin bilinen bir neden yoktur. Ancak bu kişilerde de büyük oranda sorumlu olduğu düşünülen durumlar vardır. Örneğin bu kişilerin büyük kısmı yakınmalarının yemeklerle ilişkili olduğunu belirtirler.

Az yemekle hemen doyduklarını, şiştiklerini bazen de açlıkla midelerinin ağrıdığını belirtirler.

Dolayısı ile mide hareketlerinde, boşalmasında sorun olması veya mide asidine kişinin duyarlı olması fonksiyonel hazımsızlıktan sorumlu olabilir. Hareket azlığı, kilo alımı mide barsak hareketlerinin yavaşlaması sonucu hazımsızlığa neden olur.

?Helikobakter pylori? mikrobu ülkemizde yaygın olarak bulunmaktadır. Bu mikrobun hazımsızlıktaki rolü net değildir. Helikobakter mikrobu ortadan kaldırıldığında hastaların ancak onda birinde kalıcı rahatlama sağlanabilmektedir. Stres muhtemelen kişinin hazımsızlığı daha ciddiye almasına, daha çok sorun etmesine neden olmaktadır. Anksiyetesi olan kişiler diğerlerine göre daha çok hekime başvurmaktadır.

45 yaş üzerindekilerde hazımsızlık araştırılmalı

Öncelikle hazımsızlığın altta yatan ciddi bir hastalığın yansıması olup olmadığının bilinmesi gerekir. Hekimin görevi hazımsızlık şeklinde belirti veren mide ya da mide dışı ciddi organik nedenleri fonksiyonel hazımsızlıktan ayırt etmektir. Hazımsızlık sık görüldüğü ve genellikle tetkiklerde ciddi bir bozukluk saptanmadığı için her hazımsızlık tanımlayan kişinin araştırılması önerilmez.

Kişide ciddi bir hastalık varlığını düşündüren sebepsiz kilo kaybı, lokma yutmada güçlük, inatçı kusmalar, kansızlık, dışkı veya kusmukta kan olması durumunda veya hazımsızlık tanımlayan kişi 45 yaşın üzerinde ise araştırılması gerekir. Yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağının görüntülenmesini sağlayan endoskopi, hazımsızlıkta tercih edilmesi gereken testtir.

Organik hastalıkların dışlanması durumunda fonksiyonel hazımsızlığın kişi için önemi yaşam kalitesini bozması, işgücü kaybına neden olabilmesidir. Fonksiyonel hazımsızlık ilerleyici bir hastalık değildir. Ancak çalışmalar göstermiştir ki zaman zaman rahatlamalar olmasına rağmen fonksiyonel hazımsızlığı olan kişilerin önemli kısmında uzun dönemde de bu yakınmalar devam etmektedir.

Hazımsızlığın giderilmesinde ilaç tedavisi uygulanırken, mide asidini baskılayıcı ya da mide hareketlerini uyarıcı ilaçlar kullanılmaktadır. Eğer uygun bir ilaç tedavisi ile yakınmalarda belirgin bir düzelme sağlanamıyorsa hekimin yeniden değerlendirmesi gerekir.

Hazımsızlık çekenlere öneriler:

1) Yeme alışkanlığınızı gözden geçirin
2)Hazımsızlık yaptığını bildiğiniz besinlerden sakının
3) Ağır, yağlı yiyecekler yemeyin
4) Fazla yemeyin
5) Akşam geç saatlerde yemeyin
6) Hızlı yemeyin
7) Egzersiz öncesi yemeyin
8) Sigara içmeyin
9) Alkolden sakının, özellikle akşamları fazla almayın
10) Sağlıklı bir kiloda kalın
11) Haftanın 4-5 günü en az yarım saat egzersiz yapın
PayLAski Resim

 

Google Grupları
e-hastabakimi
Bu grubu ziyaret et

Kemik Yerleştir

Ameliyat Oyunları

pagerank search engine optimization

Reklam İzle Para Kazan

This Site Future Page Rank Checker MSN Firma rehberi
Convert RSS to PDF
Add this site to your Protopage
XML

Add to My Yahoo!
Simpify!
Subscribe in myEarthlink
Subscribe with Bloglines
MultiRSS
Add to Technorati Favorites!

Subscribe in NewsGator Online

Add to your phone

BittyBrowser


Add to My AOL

Search Engine Promotion Widget

2996 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


DOMUZ GRİBİNE KARŞI HİJYEN ŞART

#

Çar, 09 Eyl 2009 08:24:44

 
Tüm dünyada paniğe yol açan Domuz gribi salgınında ölenlerin sayısı 200?e yaklaşmak üzere. Meksika ve ABD?den sonra Avrupa?ya da sıçrayan hastalığın ülkemizde de görülmesinden büyük endişe duyuluyor. Bu nedenle  Dr. Aylin İzat Liceoğlu Domuz gribi ile ilgili en çok merak edilen soruları cevaplandırdı.


1. Domuz gribi nedir?  Domuz etinden geçer mi?

Domuz gribi domuzlarda aralıklı salgınlara sebep olan İnfluenza tip A?nın sebep olduğu bir solunum yolu hastalığı. İnsanlar arasında görülmesi olağan değil ancak olabilir. Geçmişte insanlarda görülenin aksine şimdi tespit edilen domuz gribinin (influenza A/H1N1) çok daha bulaşıcı olduğu bildirilmekte. Domuz eti veya diğer gıdaların yenmesiyle bulaşmaz.


2. Belirtileri nelerdir?

Belirtileri mevsimsel grip hastalığına benzer. Ateş, öksürme, boğaz ağrısı, vücut ağrısı, baş ağrısı, üşüme, halsizlik gibi. Bazı kişilerde ishalle birlikte kusmanın da görülebildiği bildirilmekte. Ölümler akciğer enfeksiyonu ve solunum yetmezliğine bağlıdır. Ancak hastalık mevsimsel grip hastalığı gibi yaşlılar, altta yatan hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi zayıflamış olanlarda daha kötü seyretmektedir.


3. Bulaşma yolları nelerdir?

İnsandan insana öksürme, hapşırma yoluyla bulaşır. Hasta kişilerin ellerinden de bulaşma olabilir. Kişi hastalandıktan ancak henüz şikayetler başlamadan 1 gün öncesinden şikayetlerinin başlamasından itibaren 7 gün boyunca bulaştırıcıdır. Gençlerde ve çocuklarda bulaştırıcılık daha uzun sürebilir. Yani kişiler hasta olduklarını henüz bilmiyorlarken bulaştırıcılıkları başlamıştır. Virüs yüzeylerde bir süre canlılığını sürdürebilir. Bu nedenle ortak kullanım alanlarında bulunan masa, kapı kolları gibi yüzeylerden temasla bulaşabilir.


4. Tedavisi var mı?

Virüsün oseltamir ve zanamivir isimli ilaçlara hassas olduğu biliniyor. İlaç hastalıktan korunmada ve oluşan hastalığı hızlı atlatmakta etkilidir. Tedavi için kullanıldığında,  şikayetlerin başlamasından sonraki 2 gün içinde ilacın başlanması gerekmekte. Ancak bu salgından önce bildirilen domuz gribi vakalarının ilaçsız da iyileştiği, belki her vakada ilaç kullanımının gerekmeyebileceği bildirilmekte.


5. Nasıl korunabiliriz ve önlem alabiliriz?

  Hastalık için şu anda mevcut bir aşı yok.

?    Korunmada ilk ve en önemli yöntem el yıkamak. Su ve sabunla 15 - 20 saniye süreyle ve sık el yıkamak hastalık riskini azaltabilir.
?    Alkol bazlı el dezenfektanı içeren jeller ve mendiller el yıkayamadığımız durumlarda alternatif olarak kullanılabilir.
?    Vücudumuzu sağlıklı tutmak: Yeterli uyku, stresten uzak kalmak, düzenli ve sağlıklı beslenme, bol sıvı almak
?    Hasta kişilerle yakın temastan kaçınmak.


6. Hasta kişiler ne yapmalı?

Domuz gribinin görüldüğü bölgelerde bulunanlar ateş ve gribal şikayetleri olduğunda mutlaka bir sağlık kuruluşuna müracaat etmelidir. Test veya tedavi gerekliliğine sağlık kuruluşu karar vermelidir.
Hastalığın mevcut olduğu durumda yatak istirahati, bol sıvı almak mevsimsel grip hastalığında olduğu gibi önerilir. Başka insanlara bulaştırmamak için kalabalık ortamlara girmemek, yaşlı ve çocuklardan uzak kalmak, öksürme ve hapşırma sırasında mendille ağız ve burunu kapamak ve sonrasında mendili atmak.
PayLAski Resim

 

Google Grupları
e-hastabakimi
Bu grubu ziyaret et

Kemik Yerleştir

Ameliyat Oyunları

pagerank search engine optimization

Reklam İzle Para Kazan

This Site Future Page Rank Checker MSN Firma rehberi
Convert RSS to PDF
Add this site to your Protopage
XML

Add to My Yahoo!
Simpify!
Subscribe in myEarthlink
Subscribe with Bloglines
MultiRSS
Add to Technorati Favorites!

Subscribe in NewsGator Online

Add to your phone

BittyBrowser


Add to My AOL

Search Engine Promotion Widget

1865 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


DOMUZ GRİBİ

#

Cum, 01 May 2009 16:06:44

Meksika, İspanya, Portekiz, Amerika ve Fransa gibi domuz gribi riskinin yüksek olduğu ülkelerden gelen yolcular Atatürk Havalimanı'na yerleştirilen termal kamerayla kontrolden geçirilmeye dünden itibaren başlanırken, herhangi bir grip şüphesi taşıyan yolcuya rastlanılmadı. Transit alanda görev yapan personelde maske takmaya başladı.



Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü ekipleri ülkemiz için de risk oluşturan domuz gribi salgını için gereken tedbirleri jet hızıyla hayata geçirdi. Özellikle domuz gribinin ölümlere yol açtığı Meksika, İspanya, Portekiz ve Fransa'dan gelen uçaklardan çıkan yolcular, pasaport arkasına monte edilen termal kamerayla mercek altına alındı. 20 bin avro değerindeki termal kameralar yolcuların uçaktan çıkış yaptığı noktalarda yolcunun vücut ısısını ölçebilecek şekilde terminal sütunlarına monte edildi. Şu ana kadar yapılan termal ölçümlerde herhangi bir domuzu gribi vakasına veya şüpheli bir vakaya rastlanmadı.

 

Transit alanda çalışan görevlilerde maske takmaya başladı. Termal kameranının önünden bazı yolcular el sallayarak geçiş yapıyor. Bir hamile yolcu da kameranın bebek için zararlı olabileceği düşüncesiyle geçmek istemedi.Bu yolcu kulağından ateşi ölçülerek Türkiye'ye giriş yapabildi. Uzmanlar cihazın hiçbir zararı olmadığını söyledi. Termal kamera ile domuz gribi riskinin yüksek olduğu ülkelerden yolcuların ateşi ölçülüyor. Hastalığın risk sınırı olarak belirlenen 38.5 derecenin üzerinde ateşi olan yolcular Atatürk Havalimanı'nda hazırlanan karantina odasına alınacak. Hastalık belirtisi olanlar ambulansla Haseki Hastanesi İntaniye Kliniği'ne sevk edilecek.

1684 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


VİRAL HEPATİT SORU VE CEVAPLARI

#

Çar, 09 Eyl 2009 08:25:44

Viral Hepatitler

1-Sarılık nedir ?

Biluribin adındaki sarı renkli maddenin vücutta birikmesi sonucu deri ve gözlerin sarı bir görünüm almasıdır.

2-Tüm sarılıkların nedeni aynı mıdır?

Değildir. Hepatit virusleri, safra kesesi taşları,bazı parazitler ve ilaçlar sarılık nedeni olabilir.

3- Bulaşıcı olmayan sarılık tipleri var mıdır ?

Safra kesesi taşları veya bazı ilaçlar nedeni ile oluşan sarılıklar bulaşıcı değildir.

4- Doğumdan hemen sonra ilk 15 gün içinde ortaya çıkan sarılık bulaşıcı mıdır ?

Hayır.

5- Bazı kan hastalıkları da sarılığa neden olabilir mi ?

Evet, ancak bu tip sarılıklar bulaşıcı değildir.

6- Safra kesesi taşları da sarılık yapar mı ?

Evet, ancak bu tip sarılıklar bulaşıcı olmayıp taş alınınca iyileşir.

7- Bazı ilaçlar sarılık yapar mı ?

Evet. Parasetamol, alkol , halotan, INH ve Rifampisin de karaciğer hasarına neden olarak sarılık yapabilir.

8-Bulaşıcı sarılıklar nedir ?

Hepatit virusu denilen mikropların karaciğerde yerleşerek yaptığı iltihaplardır. En sık görülenler A, B ve C virusleridir.

9- Viral hepatit ile bulaşıcı sarılık kavramları arasında fark var mıdır?

Hayır, ikisi de aynı anlamdadır.

10- Hepatit A nasıl bulaşır , nasıl korunabiliriz?

Hepatit A virusu binlerce yıldan beri bilinen, sık sık ülkemizde ve dünyada salgınlar yapan bir mikroptur. Sindirim yolundan su ve mikroplu gıdalarla bulaşır. 15 yaşından önce çoğunlukla belirtisiz geçirilen bir hastalık yapar. Erişkinlerde çok daha tehlikeli bir hastalık tablosu oluşturur. Vücut hijyeni ve gıda hijyenine uymak bulaşmayı engeller.Aşı ile de korunulabilir.

11- Hepatit B nasıl bulaşır, nasıl korunabiliriz ?

Kan nakli, tıbbi işlemler ve cinsel yolla bulaşır. Aşısı vardır. Çocuk yaşta çok büyük oranlarda kronikleşme ve siroza dönüşme ihtimali olduğu için normal aşılarla birlikte tüm sağlık ocaklarında 1 yaş altı çocuklara ücretsiz yapılmaktadır.Bulaşma yolları bilinerek bunlara yönelik tedbir alınması korunmada önemlidir.

12- Hepatit C nasıl bulaşır, nasıl korunabiliriz ?

Hepatit B gibi cinsel yol ve kan nakli ile bulaşır ancak daha ağır bir hastalık yapar. Aşısı yoktur. Siroz ve karaciğer kanserine dönüşme ihtimali daha yüksektir. Henüz tam bağışıklık sağlayacak bir aşı üretilememiştir. Bu nedenle Hepatit B için alınan önlemler korunma için aynen geçerlidir.

13- Viral hepatitler ve karaciğer sirozu / karaciğer kanseri arasında ilişki var mıdır ?

Evet , Hepatit A 15 yaşına kadar geçirildiğinde hafif geçmektedir. Oysa Hepatit B ve C 'de kronikleşme eğilimi yüksek olup karaciğer sirozu ve kanserine dönüşme ihtimali vardır. Hepatit B virüsü dünyada sigaradan sonra ikinci kanser sebebidir. Kronik Hepatit B taşıyıcılarında karaciğer kanseri gelişme ihtimali diğer insanlara göre 200 kat daha fazladır.

14- Dünyada ve ülkemizde hepatit B infeksiyonu geçiren insan sayısı ne kadardır?

Dünya nüfüsunun yaklaşık yarısının Hepatit B infeksiyonunu geçirmiş olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde ise nüfusun yaklaşık % 30-40'ının bu infeksiyonu geçirmiş olduğu tahmin edilmektedir.

15- Dünyada Hepatit B taşıyıcısı sayısı ne kadardır, ülkemizde ne kadardır ?

Dünyada hepatit B (HBsAg) yüzey antijeni taşıyıcısı sayısının 350 milyon kişi civarında olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye'de ise ortalama % 5 civarında Hepatit B taşıyıcısı olduğu tahmin edilmektedir ki bu oran yaklaşık 3-4 milyon kişiye karşılık gelmektedir.

16- Hepatit viruslarının sıcağa dayanıklılıkları nasıldır ?

  • Hepatit A virusu 60 C de 1 saat dayanır. 100 C de 5 dakika kaynatmayla ölür.
  • Hepatit B virusu 60 C de 4 saat dayanır. 100 C de 10 dakika kaynatmayla ölür.
  • Hepatit C virusu 60 C de 10 saat dayanır. 100 C de 5 dakika kaynatmayla ölür.

17- Hepatit viruslarının kuru sıcak havaya dayanıklılıkları nasıldır ?

Hepatit virusları kuruluğa oldukça dayanıklıdır. Hepatit A ve B viruslarının her ikisi de 180 derecelik fırında 1 saatte canlılıklarını kaybederler.

18- Güneş ışınları (ultraviyole) Hepatit viruslarına etkili midir ?

Ultraviyole ışığı A, B ve C tipi hepatit viruslarının üçünü de 1-2 dakikada öldürür.

19- Hepatit viruslarının klorlamaya karşı dayanıklılıkları nasıldır ?

10-15 ppm klor konsantrasyonunda 30 dakikada inaktive olurlar.

20- Hepatit viruslarının soğuğa karşı dayanıklılıkları nasıldır ? Kar , buz içinde yaşarlar mı?

Hepatit A virusları +4 C de (buzdolabı sıcaklığı ) haftalarca aktif kalırlar. B viruslarının da -20 derecelik (sıfırın altında 20 santigrad derece ) ortamda 15 yıl gibi uzun bir süre canlılıklarını korudukları saptanmıştır.

21- Deniz suyunda hepatit virusları canlı kalabilir mi? Denize girmekle hepatit bulaşabilir mi?

Bu durum özellikle hepatit A için mümkündür. Hepatit A virusunun tatlı su ve deniz suyunda aylarca etkinliğini koruduğu, canlı istiridyede günler ve aylarca canlı kalabildiği saptanmıştır.

22- Hepatit virusları toprak, cansız yüzeyler eller gibi dış yüzey ve ortamlarda canlı kalabilir mi?

Evet. Hepatit A viruslarının toprak ve sentetik yüzeylere bulaştırılmış kurumuş dışkıda aylarca canlı kalabildiği ; Hepatit B viruslarının ise dış ortamda 30 gün kadar canlı kalabildiği tespit edilmiştir.

23- Viral hepatitler hangi yollarla bulaşır ?

  • A tipi hepatitler başlıca ağız-dışkı yolu dediğimiz sindirim yolundan bulaşır.
  • B ve C tipi hepatitler ise cinsel ilişki,kan, enjektör ve kirli tıbbi aletlerle bulaşır.

24- Virus ile kirlenmiş iğnenin vücuda batması sonucu enfeksiyon bulaşma riski hepatit B ve AIDS'te ne durumdadır ?

Hepatit B, AIDS ' e oranla çok daha fazla bulaşıcıdır. Çeşitli çalışmalarda, Hepatit B hepatitli birisinin kan veya vücut salgıları ile kirlenmiş bir iğnenin batması durumunda % 30 ihtimalle bulaşabilirken ; AIDS'li bir kişinin kanıyla kirlenmiş bir iğne için bu ihtimal % 0.5 (yani binde 5) tir.

25- Hepatitler bazı gruplarda daha mı sık görülür ?

Evet, Hepatit B'li kadınlar bebekleri için, aynı şekilde eşleri ve aile bireyleri için bulaştırıcı olabilirler. Aynı şekilde, birden fazla cinsel partneri olanlar, damardan uyuşturucu kullananlar, sık sık kan ve kan ürünlerini alan kişiler, diyalize giren böbrek hastaları ve sağlık personeli risk altındadırlar.

26- Berberlerde hepatit bulaşabilir mi?

Evet.

27- Ortak kullanılan traş bıçağı veya diş fırçası ile hepatit bulaşması mümkün müdür ?

Evet.

28- Hepatit geçiren bir anneden bebeğe bulaşma olur mu ?

Özellikle hepatit B ve C virusları doğum sırasında veya sonrasında emzirme ve vücut sıvıları teması ile bebeğe bulaşabilir.

29- Hepatit viruslarını aldıktan sonra ne kadar sürede hastalık belirtileri ortaya çıkar?

Hepatit A 20-40 gün

Hepatit B 60-120 gün

Hepatit C 40-60 gün

Hepatit D 20-50 gün

Hepatit E 20-60 gün

30- Bütün viral hepatitlerde mutlaka sarılıklı dönem yani gözle görünür bir sararma oluşur mu?

Hayır. Hepatit A 'da 7 yaşına kadar çocukların % 90-95'i gözle görünür bir sarılık olmadan atlatırlar. Hepatit B'de hastaların % 65'i görünür bir sarılık geçirmeden hastalığı atlatırlar. Hepatit C'de ise hastaların % 90-95'inin sarılık oluşmadan hastalığı geçirdikleri tahmin edilmektedir.

31- Hepatit B'nin kronikleşmesi ne demektir?

Hepatit B yüzey antijeninin (HBsAg) en az 6 ay ve daha uzun süreli pozitif bulunmasıdır.

32- Hepatit B'nin kronikleşmesinin yaş ile ilişkisi var mıdır?

Kronikleşme oranı yenidoğanlarda % 90 ; çocuklarda %20 iken , erişkin yaşta % 10 civarındadır.

33- Hepatit B'nin erkeklerde kadınlara oranla kronikleşme ihtimalinin daha fazla olduğu doğru mudur?

Evet , erkeklerde kronikleşme ihtimali kadınlara göre 6 kat daha fazladır .

34- Hepatit C geçirenlerin ne kadarı kronikleşir ?

Hepatit C geçirenlerin % 50 ile 70'i kronikleşir.

35- Siroz nedir ?

Karaciğer hücrelerinin yaygın bir şekilde bağ dokusu ile yer değiştirmesidir. Bu süreç karaciğer fonksiyonlarının yerine getirilmemesi gibi ağır bir sonucu doğurur.

36- Sirozun başlıca nedenleri nelerdir ?

Alkol, viral hepatitler, kalp yetmezliği ve bazı ilaçlardır.

37- Viral Hepatitlerde yatak istirahati ne kadar olmalıdır ?

Viral Hepatitlerde karaciğere binen yükün azalması için istirahat hayati önem taşır ve görünür sarılığın kaybolmasına kadar devam etmelidir.

38- Akupunktur yaptırmak riskli midir?

Evet, eğer aynı iğne birden çok kişiye kullanılıyorsa Viral Hepatitler,AIDS bulaşabilir.

39- Manikür ve pedikür işlemleri sırasında Hepatit virusları bulaşabilir mi ?

Evet.

40- Erkek berberlerinde traş fırçası veya jiletten Hepatit bulaşabilir mi?

Evet.

41- Aileiçi bulaşmaları önlemek için ne tür önlemler alınmalıdır ?

Ailede bir kişide dahi Hepatit B veya C varsa; bütün aile üyelerine tarama yapılarak Hepatit B'ye karşı aşılama yapılmalı ve kesici delici (tırnak makası , traş bıçağı gibi) araçların paylaşılmaması sağlanmalıdır.

42- Hepatit B aşısı kimlere yapılmalıdır ?

Hepatit B'yi geçirmemiş , taşıyıcılık ve bağışıklık durumu oluşmamış kişilere yapılır.

43 ? Hepatit B aşısının yan etkisi veya tehlikesi var mıdır?

Hayır.

44- Hepatit B aşısı nasıl ve ne zaman yapılır ?

Erişkinlerde deltoid kası(omuz) ,bebeklerde ise uyluk ön dış bölümüne kas içine yapılır.

1 ay arayla iki defa ve 6 ay sonra 1 defa daha olmak üzere 3 defa aşı uygulamak yeterlidir.

45- Hepatit B aşısının koruyuculuğu nasıldır ?

% 90-95.

46- Hepatit B aşısının koruyuculuğu nasıl ölçülür?

Aşıların bitiminden 1 ay sonra antiHBs düzeyi ölçülür.

47- Hepatit B aşısı ücretli midir?

Yeni doğan döneminde 1 yaş altı çocuklara yapılan (3 doz uygulanan , 0.-1.ay ve 7.ay) aşı Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz uygulanmaktadır.

Ayrıca Sağlık Bakanlığı Hepatit genelgesinde bahsedilen risk gruplarını da aşı ücretsiz olarak uygulanmaktadır.Risk grupları şunlardır:


  • Sağlık çalışanları
  • Damar yoluyla uyuşturucu kullananlar
  • Çok sayıda cinsel eşi olanlar ve para karşılığı cinsel ilişkide bulunanlar
  • Sık kan ve kan ürünü kullanmak zorunda olanlar
  • Dializ hastaları
  • Bağışıklama sistemi baskılanmış
  • Hepatit B taşıyıcıları ile yakın teması olan kişiler
  • Hepatit B taşıyıcısı annelerin bebekleri
  • Yetiştirme yurtları, ıslahevi ceza evinde yaşıyanlar
PayLAski Resim

 

Google Grupları
e-hastabakimi
Bu grubu ziyaret et

Kemik Yerleştir

Ameliyat Oyunları

pagerank search engine optimization

Reklam İzle Para Kazan

This Site Future Page Rank Checker MSN Firma rehberi
Convert RSS to PDF
Add this site to your Protopage
XML

Add to My Yahoo!
Simpify!
Subscribe in myEarthlink
Subscribe with Bloglines
MultiRSS
Add to Technorati Favorites!

Subscribe in NewsGator Online

Add to your phone

BittyBrowser


Add to My AOL

Search Engine Promotion Widget

9549 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


BESİN ZEHİRLENMELERİ

#

Çar, 12 Kas 2008 14:21:13

Besin Zehirlenmeleri

Besinler birçok enfeksiyon hastalığının bulaşmasında rol oynayabilir. Besin kaynaklı hastalıkların bir kısmı sistemik bulgularla seyredebilir ( Bruselloz gibi). Bunlar dışındaki daha çok kusma ve ishalle ortaya çıkan tablo besin zehirlenmesi olarak tanımlanır ve bir mikroorganizma ya da bu mikroorganizmanın toksini ile bulaşmış besinlerin tüketilmesi ile gelişir. Bazı mikroorganizmaların toksinleri nörolojik bulgulara yol açar ( Botilismus). Kimi zaman da mantarlar gibi yenen besinin kendisi zehirlidir.

İshal ve kusma ile seyreden besinlerle bulaşan bu hastalık; etkenleri değişmekle birlikte hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde hastalıklara neden olup salgınlar oluşturabilir.


BULANTI VE KUSMA İLE SEYREDEN BESİN ZEHİRLENMESİ SENDROMU VE ETKENLERİ

Staphylococcus aureus besin zehirlenmesi:

Bir besinin üzerinde üreyen bakterinin salgıladığı toksinin ya da dışardan bulaşan toksinin besinlerle alınması ile 1-6 saat içinde gelişen ve yine hızla düzelen bir klinik tablodur. İshal ve karın ağrısı pek çok vakada vardır. Ateş nadiren görülür. Yiyecek hazırlayan kişiler tarafından sıklıkla bulaştırılır. S. Auresun A' dan E' ye 5 çeşit enterotoksini vardır. En sık salgınlardan A sorumludur. Önemli olan bu toksinlerin ısıya dayanıklı olmasıdır. Bakterinin özellikle şeker ve tuz içeren besi yerlerinde rahatça üreyebilmesi ve besinin görünüm ve kokusunun normal olması zehirlenmeleri kolaylaştırmaktadır.

Bacillus cereus besin zehirlenmesi:

İki ayrı toksini ile iki ayrı klinik tabloda besin zehirlenmesi yapar.

1.1-6 saat içinde oluşan kusmanın baskın olduğu ısıya dayanıklı toksinle oluşan ve daha çok pirinç ürünleri ile bulaşan klinik tablodur.

2.Daha uzun kuluçka süresi olan ve ishalin ön planda olduğu ve et ürünleri ile oluşan klinik tablodur.


Diğer :

Bakır, çinko, demir gibi madenlerden yapılan kaplarda bekletilen asidik yiyeceklerle de kusma ile seyreden besin zehirlenmeleri görülebilir.

İshalle Seyreden Besin Zehirlenmeleri

Clostiridium perfringens :

Özellikle A tipi toksinle ve besinin alınmasında 8-24 saat sonra gelişen ve sulu diare ile seyreden bir klinik tablodur. Bir gün içinde semptomlar kaybolur. A tipi toksin ısıya dayanıksızdır.

C tipi toksinle ortaya çıkan enteritis nekrotikans malnutrisyonlu kişilerde görülen ve % 40 ölümcül seyreden bir klinik tablodur.

Norwalk virüsü:

24-48 saat içinde besinin alınmasından sonra ortaya çıkan bulantı, kusma, ishal ve kramp şeklinde karın ağrısı, baş ağrısı, ateş ve halsizlik bulguları düzelir. Deniz ürünleri sıklıkla hastalığı bulaştıran kaynaktır.

ETEC:

Seyahat ishallerinin başta gelen etkenidir. Kuluçka süresi 1-3 gündür. Hastalık 4 gün sürebilir. Karın ağrısı ve ishal en önemli bulgulardır.

Giardia intestinalis:

10-25 gibi az sayıda kist hastalığı bulaştırabilir. İshal, bulantı, iştahsızlık yakınmaları 1-3 haftalık bir kuluçka dönemini izleyerek ortaya çıkar. Salgınlar esas olarak su kaynaklı olmakla birlikte yiyecek hazırlayan kişinin paraziti taşıdığı ve hijyen kurallarına uymadığı durumlarda lokalize bulaşlar bildirilmiştir.

Vibrio cholerae:


Esas olarak su kaynaklı bulaşır. Ancak küçük salgınlar da bildirilmiştir.


İnflamatuar İshal ile Seyreden Besin Zehirlenmeleri

Salmonella enfeksiyonları:

Zoonotik bir enfeksiyon olan salmonellalar çeşitli hayvanlarda hastalık yapabilir ve süt et yumurta gibi hayvan kaynaklı besinler bulaşmada kaynak rolü oynayabilir. Başlıca bulgular ateş , ishal, bulantı, kusma ve karın ağrısıdır. Hastalık bir haftada düzelir.





Shigella enfeksiyonları:

Çok az sayıda bakteri bulaştırmada yeterli olur. Kuluçka süresi 3 gündür. Ateş ve kramp tarzında karın ağrısı başlıca klinik bulgulardır. Dışkının kanlı olması önemlidir.

EİEC:

Shigellaya benzer klinik tablo oluştururlar.

Campylobakter enfeksiyonu:

Hem evcil hem de vahşi hayvanlar arasında taşınabilir. Bu da bütün ülkelerde yaygın olarak görülmesine neden olur. Süt, süt ürünleri ve az pişmiş tavuk eti en sık kaynaktır. 12-24 saatlik bir kuluçka döneminin ardından ateş, baş ağrısı, halsizlik, kramp tarzında karın ağrısı ve ishal ile ortaya çıkan klinik tablo bir haftada düzelir.

Vibrio parahaemolyticus:

Deniz ürünleri ile bulaşır. Kuluçka süresi 12-24 saattir.

Yersinya enfeksiyonu:

Değişik hayvanlarda bulunabilen ve hayvan kaynaklı ürünlerle bulaşan bir enfeksiyondur. Kışın ve 5 yaş altında sıktır.En önemli bulgu akut apandisite benzer bir klinik tablonun gelişebilmesidir.

Nörolojik Semptomlarla Seyreden Besin Zehirlenmeleri

Botilismus:

Genellikle konserve gibi ve sucuk gibi besinlerle bulaşır. Özellikle evde hazırlanan konserveler son derece tehlikelidir. Bakterinin salgıladığı toksin bilinen en öldürücü zehirdir. Klinik tablo görme bozukluğu, yutma güçlüğü, bulantı ve kusmadır. Genellikle 18-24 saat sonra ortaya çıkar. Ancak daha geç gelişen olgular da vardır.

Mantar zehirlenmesi:

Son derece tehlikeli bir zehirlenme türüdür. % 50 den fazla ölümle sonlanır. Doğadan toplanan mantarların kesinlikle yenmemesi ve sadece kültür mantarlarının besin maddesi olarak kullanılması bu son derece tehlikeli ve ölümcül zehirlenmeyi önlemede yeterlidir.

Belirtilerine ve Başlangıç Zamanına Göre Besin Zehirlenmeleri

1-6 saat içinde bulantı kusma

  • S. aureus
  • B. cereus

8-16 saat sonra karın ağrısı ve ishal

  • C. perfringens
  • B. cereus

16-48 saat sonra ateş, karın ağrısı ve ishal

  • Salmonella
  • Shigella
  • Campylobacter jejuni
  • Vibrio parahaemolyticus
  • EİEC

16-72 saat sonra karın ağrısı ve ishal

  • Salmonella
  • Shigella
  • ETEC
  • Vibrio parahaemolyticus
  • Vibrio cholerae

16-48 saat sonra ateş ve karın ağrısı

  • Yersinia enterocolitica

72-120 saat sonra ateşsiz kanlı ishal

  • EHEC

18-36 saat sonra bulantı, kusma, ishal ve felçler

  • Botilismus
http://blog.uzerine.com/evdehastabakimi

2038 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


KIZAMIKLA İLGİLİ SORULAR

#

Çar, 12 Kas 2008 14:05:29

Kızamık ile İlgili Sık Sorulan Sorular

Kızamık nedir?

Kızamık, kış sonu ve ilkbahar döneminde görülen, ateş ve döküntü ile seyreden, bulaşıcı bir hastalıktır. Kızamığın başlangıcında birkaç gün süren bir ateş döneminden sonra öksürük, burun akıntısı ve gözlerde kızarıklık belirtileri gelişir. Döküntü yüzde ve boyunda başlar, sonra aşağıya doğru gövdeye, kollara, bacaklara ve ayaklara yayılır. Beş gün kadar süren döküntü, yayıldığı sırayla kaybolur.

Kızamığa nasıl yakalanılır?

Kızamık çok bulaşıcıdır. Kızamıklı kişi, döküntüsü başlamadan 4 gün önce ve başladıktan 4 gün sonraki dönem arasında hastalığı başkalarına bulaştırabilir. Kızamık virüsü burun ve boğaz içindeki salgılarda bulunur. Kişi hapşırdığı ya da öksürdüğü zaman mikroplar damlacık ile etrafa yayılır. Havada veya bulaştığı zeminde 2 saat süre ile canlı kalıp başkalarına bulaşabilir.

Kızamık önemli bir hastalık mıdır?

Evet. Kızamık, hastalığı geçiren kişiyi okula veya işe gitmekten alıkoyacak derecede ateş ve halsizliğe neden olur. Bunun ötesinde, özellikle neden olduğu yan etkilerden dolayı tehlikeli bir hastalıktır. Her hastalanan kişiden 6-20?si orta kulak iltihabı, ishal ve hatta zatürree geçirir. Bin kızamıklıdan biri beyin iltihabı geçirir. Ayrıca SSPE olarak bilinen Subakut sklerozan panensefalit de, kızamık hastalığından yıllar sonra ortaya çıkan merkezi sinir sistemini tutan, nadir, ancak ağır bir hastalıktır. SSPE?ye ait belirtiler genellikle kızamık hastalığının geçirilmesinden 2?10 yıl sonra ortaya çıkmakla birlikte en erken 4 aylık ve en geç 52 yaşında vakalar bildirilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü?nün tahminlerine göre her 100 kızamık vakasından en az 1?inin öldüğü tahmin edilmektedir.

En çok kimler risk altındadır?

9?11 aylık bebekler; Anneden geçen koruyucu maddeler tükenmiştir. Hastalık bir yaşından küçük bebeklerde ağır seyreder.

Toplu halde yaşanılan yerlerdeki bebekler, çocuklar; Kreş, anaokulu, okul, kalabalık ailelerin çocukları. Hastalık çok bulaşıcıdır aşısızlara kolaylıkla bulaşır.

Yaşına uygun tartıda olmayan bebek ve çocuklar; Kolayca hastalanabilirler ve seyir ağırdır.

Türkiye?de kızamık bir sorun mudur?

Ülkemizde her yıl binlerce kızamık vakası görülmektedir. 1970?lerden bu yana kızamık aşısı var olmasına rağmen istenilen düzeyde aşılama oranlarına ulaşılamadığı için kızamık önemli bir sağlık sorunu olarak kalmıştır. Kızamık çok küçük bebeklerde ve okul öncesi çocuklarda görüldüğü gibi, okul çağındaki çocuklarda da sık görülmektedir. Ülkemizdeki kızamık vakalarının büyük çoğunluğu 15 yaşından küçük çocuklardır. Erişkin vakaları nispeten azdır.

Aşı nedir, nasıl etki eder?

Canlılarda hastalık nedeni olabilecek mikropların ya da parçacıklarının özel işlemlerden geçirilmesi sonucu, hastalık yapıcı etkileri yok edilmiş, ancak vücudun savunma sistemini uyaracak, nitelikleri korunmuş tıbbi ürünlere aşı denir.

Aşılar, vücutta savunma mekanizmasını uyararak, hastalık etkenini tanıyan ve bu etkenle karşılaşıldığında onu yakalayıp yok eden koruyucu maddelerin oluşmasını sağlar. Bu şekilde aşılanan kişi aşılandığı hastalıklara karşı bağışık yani dirençli olur. Oluşan direnç genellikle ömür boyu vücutta kalır ve hastalık etkeni ile karşılaşınca onu etkisiz kılmak için savaşır.

Bağışık bireylerin oluşturduğu toplumlar, hastalıkların yayılmasına karşı direnç gösterirler. Bu yolla henüz aşılanmamış, aşılanmaya engel oluşturan bir hastalığı olanlar da korunmuş olur.

Neden aşı gereklidir? 

Kızamık hastalığından ve buna bağlı olarak ortaya çıkan diğer hastalıklardan korunmanın tek yolu aşıdır. Kızamık kızamıkçık kabakulak aşısı kızamığa karşı son derece etkin ve güvenli bir aşıdır. Ülkemizde 1970?lerden bu yana kullanılmaktadır. Ancak istenilen düzeyde aşılama oranlarına ulaşılamadığı için kızamık hastalığı ve ölümleri yaygın olarak görülmeye devam etmektedir.

Kızamık aşısı nasıl uygulanır?

Aşılama koldan enjeksiyonla uygulanır. Ülkemizdeki programa göre 12 ayını doldurmuşlara ilk doz ve İlköğretim 1. sınıfta kızamık aşısının 2. dozu yaptırılmalıdır. Dokuz aylıklara uygulanan ilk dozun koruyuculuğu % 80-85?tir. İlköğretim birinci sınıfta ikinci dozu alma şansını yakalayanlar için koruyuculuk % 95?tir.

Kızamık aşısı nasıl bir aşıdır?

İçeriğinde kızamıkçık ve kabakulak aşısıda bulunan üçlü aşıdır. Kızamık aşısının içinde gücü azaltılmış kızamık mikrobu vardır. Hastalığa neden olmaz. Aşı virüsü, bağışıklık sistemini vahşi virüsle karşılaştığında tanıyıp yok etmesi için hazırlar. Kızamık aşısı, hastalıkları önlemede kullanılan halk sağlığı araçları içinde en etkin ve en güvenli olanlardan birisidir.

Kızamık aşısından sonra en sık görülen yan etki nedir?

Zayıflatılmış aşı mikrobu bazen kızamığa benzer belirtilere yol açabilir, ancak bu belirtiler hafiftir ve kısa sürer. Kızamık aşısı olan her 100 kişiden 5 ile 10?unda aşılamadan 1 hafta sonra, ateş ve hafif döküntü görülebilir. 1?2 gün sonra geçer, bu dönemde çocuğa parasetamol içeren ağrı kesici-ateş düşürücü ilaçlar verilebilir. Aşı uygulanan yerde kızarıklık, hassasiyet, ağrı olabilir. Bu durumda enjeksiyon yerine soğuk uygulanabilir, parasetamol içeren ağrı kesici-ateş düşürücü ilaçlar verilebilir.

KIZAMIK ELİMİNASYON PROGRAMI

Kızamık eliminasyon programı nedir?

Eliminasyon, ülkemizdeki kızamık virüsünün ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Çocuk felci mikrobunun kökü 1998 yılında kazınmış ve üyesi olduğumuz Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi 2002 yılında Polio Virüsünden Arındırılmış Bölge sertifikası almıştır. Benzer şekilde ülkemizde kızamığın neden olduğu hastalık yükü ve ölümlerini ortadan kaldırmak için kızamık virüsünün kökünün kazınması hedeflenmiştir.

Kızamığın kökünü kazımak için ne yapmak gerekir?

Kızamık virüsünü ortadan kaldırmak için 15 yaşından küçük çocukların ek bir doz kızamık aşısı ile aşılanarak kızamık virüsünün yayılımının engellenmesi gerekmektedir. Bu aşılama farklı aşamalarda gerçekleştirilmektedir. 2003 yılının sonbaharında ülke genelinde ilköğretim okullarındaki tüm çocuklar aşılanmıştır. Toplam 9.569.920 çocuk aşılanarak %97.2 aşılama oranına ulaşılmıştır. İkinci aşamada Ağrı, Batman, Bitlis, Bingöl, Diyarbakır, Hakkari, Muş, Şırnak, Tunceli ve Van illerinde 9 aydan büyük okul öncesi tüm çocuklar, ilköğretim birinci sınıf öğrencileri ve okul çağında olup da okula gitmeyen 6-14 yaş arası çocuklar Kızamık Aşı Günleri (KAG) uygulaması ile 1-15 Ekim 2004 tarihlerinde aşılanmışlardır. 10 ilde toplam 995.811 çocuk aşılanarak %84 aşılama oranına ulaşılmıştır. 3. aşamada ise 2004 yılında 10 ilde yapılan aşılama çalışması diğer illerde gerçekleştirilecek, bu 10 ilde de eksik aşılı çocukların aşıları tamamlanacaktır.

KIZAMIKTAN ARINDIRILMIŞ BİR TÜRKİYE YARATMA ÇABALARINA TOPLUM BİREYLERİ NASIL KATKIDA BULUNMALIDIR?

Kızamık hastalığından arındırılmış bir Türkiye yaratabilmek için mali kaynaklar ve siyasi iradenin seferber edildiği, birçok kişi ve sektörün katkı ve katılımının sağlandığı geniş tabanlı bir destek gerekmektedir. Bu geniş tabanlı desteğin sağlanabilmesi için, herkesin sorumluluk üstlenmesi kaçınılmazdır.

* Aileler, rutin hizmetler çerçevesinde önerilen aşı takvimi doğrultusunda ve ayrıca uygulanacak olan Kızamık Aşı Günlerinde çocuklarının aşılarını mutlaka yaptırmalı ve bu konuda sağlık personeline yardımcı olmalıdırlar.

* Toplumun tüm fertleri, tüm kuruluşlar, dernekler vs. mevcut kaynakları doğrultusunda, kızamığın yok edilmesi hedefine ulaşmak için yürütülen faaliyetlere destek olmalıdırlar.

* Toplumun önde gelen kişileri, sanatçıları, liderleri, çocukların aşılanmaları amacıyla sürdürülen çalışmalara katkıda bulunmalıdırlar.

* Yukarıda belirtilenlere benzer daha birçok yol ile bir yandan kamuoyu oluşturulurken, diğer yandan kitle iletişim araçlarından yaygın bir biçimde yararlanılarak toplumun duyarlılığı ve bilinci arttırılmalıdır.

Bu ve benzeri girişimlerle, çocuklarımızın kızamık hastalığına karşı korunmasını sağlayabilir ve hastalığın yayılmasını engelleyebiliriz. Çiçek hastalığının ardından, çocuk felci yeryüzünden silinen ikinci hastalık olmak üzeredir. Artık yeni hedef kızamık hastalığıdır. Gayretiniz, hayal gücünüz ve girişimlerinizle bu hedefe ulaşmak için gösterilen çabalara siz de katkıda bulunabilirsiniz.

 

http://blog.uzerine.com/evdehastabakimi

3468 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


KIZAMIK NEDİR?

#

Cum, 11 Mar 2011 18:04:20

Tanım :

Kızamık, yüzyıllardan beri en sık rastlanılan çocukluk çağı döküntülü hastalığıdır. Sağlık koşulları iyi olan toplumlarda kızamığın neden olduğu kötü sonuçlar ve buna bağlı ölüm oranı azalmış durumdadır. Kızamıkta ölüm oranı ortalama %3?tür. Ancak 1 yaş altında %15, malnutrisyonlu çocukta %20, uzamış ishalle birlikte görüldüğünde ise %25?e kadar çıkabilmektedir. Son yıllarda, kızamık aşısının yaygın olarak uygulanabildiği toplumlarda hastalık sıklığı da çok azalmıştır.



Etken :

Hastalığın etkeni morbilli virustur. Dünyada tek bir antijenik tipi vardır ve hastalığın geçirilmesi ömür boyu bağışıklık bırakır.

Epidemiyoloji :

Son derece bulaşıcı bir hastalıktır ve solunum yolu ile bulaşır. Salgınlar oluşturur. Hasta kişinin öksürme ve aksırması ile havaya yayılan virüs, solunum yolu ile alınır ve ağız, boğaz ve buruna yerleşerek enfeksiyona yol açar. Kızamıklı hastalar mikrobu burun mukozasında taşırlar. Kızamık, ilk belirtinin görülmesinden sonra 7 gün süre ile bulaşıcıdır. Mikrop dış ortamda uzun süre yaşamadığından kızamıklı hasta ile temas eden kişilerin hastalığı üçüncü bir kişiye bulaştırması çok nadirdir. Kızamık çocukluk çağı hastalığıdır. Anneden plasenta yoluyla geçen antikorlar nedeniyle yeni doğmuş bebeklerde ilk 3-4 ay içinde son derece enderdir. Eğer anne hiç kızamık geçirmemişse kızamık yenidoğan bebekte de görülebilir. Hastalık daha fazla kışın ve ilkbahar aylarında görülür. Aşının yaygın olarak uygulanmadığı toplumlarda kızamık 2-3 yıl aralarla salgın yapar. Kızamık bulaşıcılığı en yüksek hastalıklardan birisidir. Bulaşıcılığı çok yüksek olduğundan kızamık kontrolu için gerekli toplum bağışıklığı düzeyi de (herd immünite) çok yüksektir (en az %93).

Klinik :

Kızamığın kuluçka dönemi 10-12 gündür, bunu izleyerek 4 gün kadar süren belirti dönemi başlar. Bu döneme özgü bulgular ateş, göz iltihabı, öksürük ve lekelerdir. Ateş döküntüden 3-4 gün öncesinden itibaren vardır. Döküntüden sonraki 2-5. günlerde hızla düşer. Burun akıntısı, göz kapaklarında su toplaması ve iltihap görülür. Fotofobi (ışıktan korkma) vardır. Kuru ve inatçı öksürük, solunum yolları iltihabının belirtisidir. Hastalık için özel olan ve yanakların iç kısmında görülen beyazımsı lekeler döküntüden iki gün önce belirir ve kızamık için spesifiktir. Bu lekeler, etrafı pembe-kırmızı bir çizgi ile çevrili, yaklaşık 1 mm çapında mavimtrak-beyaz noktalardır. Başlangıçta yanak içi mukozasında belirirler ve hızla yayılırlar. Birinci günün sonunda bütün ağız mukozası ve yanak içi beyaz nokta şeklindeki bu lekelerle dolabilir. Döküntüler ortaya çıkınca bu yaralar azalmaya başlar ve döküntünün 3. gününde tamamen kaybolur. Döküntü dönemi : Kızamıkta döküntü ciltte ufak kabartılar şeklindedir. Döküntü saç çizgisinden, alından ve enseden başlar; yüze, boyuna, üst bölümlere ve gövdeye yayılır. Yüz ve boyundakiler birleşmeye eğilim gösterirler. Bu nedenle deri ödemlidir (su toplamıştır), yüz şiş bir görünüm alır. Avuç içi ve ayak tabanında da döküntü görülebilir. 3. günden itibaren döküntüler esmerimsi leke bırakarak ve deride un sürülmüşcesine bir pullanma yaparak solarlar. Kızamığın neden olduğu kötü sonuçlar mikrobun yarattığı iltihabi durumun yayılmasıyla oluşur. Çok küçük ya da malnütrisyonlu çocuklarda, erişkinlerde ve bağışıklık sistemi zayıflamışlarda ağır seyreder. İshal, zatürre ve orta kulak iltihabı en sık görülen komplikasyonlarıdır. Orta kulaktan irinli akıntı gelmesi ve ateşin düşmemesi karakteristiktir. Pnömoni (zatürre), gelişmekte olan ülkelerde kızamık hastalığının ölüme yol açan en önemli ve tehlikeli sonucudur. A vitamini yetmezliği olanlarda körlüğe yol açabilir. Her bin vakadan birinde beyin enfeksiyonuna (ensefalit) neden olur.

Tanı :

Hastalığın tanısı klinik olarak konabildiği gibi kanda oluşan antikorların saptanması yolu ile de kesinleştirilir.

Tedavi :

Hastalığa yönelik bir ilaç yoktur. Ancak destek tedavisi yapılır.

Korunma :

Kızamıkla temas eden bir çocuk temastan sonra 1-2 gün içinde kızamık aşısı yapılarak kızamıktan korunabilir.

En etkili koruyucu önlem aşı ile aktif bağışıklama yapılarak sağlanır. Her sağlıklı çocuğa kızamık aşısı uygulanmalıdır. Aşı uygulama yaşı ülkelere göre değişir. Kızamığın yaygın olarak görüldüğü toplumlarda aşının 9. ayda, kızamık aşısının yaygın uygulanması sonucu kızamık vakalarının çok azalmış ve ileri yaşlara kaymış olduğu toplumlarda ise 12. ayda yapılması önerilmektedir. Ülkemizde aşı takvimi 9. ay ve ilkokul 1. sınıflarda yapılmak üzere iki doz şeklindedir.

Kızamık aşısı, etkisi zayıflatılmış canlı virüs aşısıdır. Aşı virüsü anneden geçen kızamık antikorları nedeniyle nötralize olup etkisiz hale geldiği için altı aydan küçük bebeklere kızamık aşısı önerilmez. Dokuzuncu ayda etkinliği yaklaşık %80 - %85 dolayındadır. Yaş ilerleyip anneden geçen antikorlar azaldıkça etkinliği artar. Onikinci ayda yapıldığında etkinliği %90?ın üzerindedir. Ülkemiz gibi kızamığın sık aralıklarla pik yaptığı ve malnütrisyonun sık görüldüğü yerlerde 12 aylıktan küçük bebeklerin kızamık ile karşılaşma ve komplikasyonlu kızamık geçirme olasılığı yüksektir. O nedenle ülkemizde kızamık aşısının ilk dozu 9. ayda önerilmektedir. İlk doza yanıt vermeyenlerin tamamına yakını ikinci bir doza yanıt verir. Böylece istenilen toplum bağışıklık düzeyine ulaşılabilir.

Kızamık aşısına bağlı gelişen bağışıklık, aşılananların büyük çoğunluğunda ömür boyu sürer. Kızamık salgınlarının nedeni kişilerin aşı sonrası gelişen bağışıklıklarını zaman içinde kaybetmeleri (sekonder aşı yetmezliği) değil, ya hiç aşılanmamaları ya da aldıkları aşıya yanıt vermemeleridir (primer aşı yetmezliği).

Tek doz kızamık aşısı olduğu halde bazı kişilerin kızamık geçirmesi beklenen bir olaydır. Aşının etkisinin olmadığı (soğuk zincir sorunu, üretim hatası, vs) şüphesine, gözlenen aşılı vaka oranı beklenenin üzerinde olmadığı sürece düşülmemelidir.

İkinci fırsat, hedeflenen gruptaki herkese verilir. İlk dozu almış kişilerin bağışıklanıp bağışıklanmadığına bakılmaksızın hedef grubundaki herkese silme aşı yapılması toplum bağışıklığı açısından etkili bir yöntemdir.

PayLAski Resim

 

Google Grupları
e-hastabakimi
Bu grubu ziyaret et

Kemik Yerleştir

Ameliyat Oyunları

pagerank search engine optimization

Reklam İzle Para Kazan

This Site Future Page Rank Checker MSN Firma rehberi
Convert RSS to PDF
Add this site to your Protopage
XML

Add to My Yahoo!
Simpify!
Subscribe in myEarthlink
Subscribe with Bloglines
MultiRSS
Add to Technorati Favorites!

Subscribe in NewsGator Online

Add to your phone

BittyBrowser


Add to My AOL

Search Engine Promotion Widget

17408 defa izlendi | Toplam 8 Yorum , Yorum yazın


SERT BAKIŞ ÇOCUĞUN ZEKASINI ETKİLİYOR

#

Cum, 07 Kas 2008 07:25:17

Sert bakış zekayı etkiliyor
Sert bakış zekayı etkiliyor
Aileden korku ve şiddet görme, çocuğun zekâsını olumsuz etkiliyor..
03 Kasım 2008 / 11:19

Sevgiyle büyüyen çocukların özgüvenleri tam olurken, ailesinden korku ve şiddet görenler hayata zor tutunuyor. Londra'daki bir anaokulunda pedagogluk yapan M. Grace Austin, çocuk eğitimi üzerine ailelere ciddi uyarılarda bulunuyor.

İngiliz pedagog, 6 yaş altı çocukların yetiştirilmesinde en önemli gıdanın sevgi, ilgi, birlikte oyun oynama olduğunu söyledi. Kötü söz ve sert bakışın miniklerin karakter ve zekâ oluşumunu olumsuz etkilediğine dikkat çeken Austin, çocukla yapılan en güzel iletişimin gülen gözlerle bakmak olduğunu vurguladı.

'Sevginin çocuğun karakter oluşumuna etkisi'ni araştıran M. Grace Austin, 3 ay süren anket çalışmasında 800 aileyle görüştü. 0-6 yaş arasındaki bin 100 çocuk üzerinde gözlem yaptı. Ebeveynin tavrının çocuk gelişimindeki en önemli etken olduğunu anlatan İngiliz pedagog, "Gözlemleme sonucunda anne ve babası düzgün konuşan çocukların düzgün konuştuğunu gördüm. Sevgiyle büyüyen çocuğun beden ve ruhsal gelişimi sağlıklı oluyor. Özgüvenleri tam olduğu için derslerinde de başarılı oluyorlar." dedi. Austin, anne ve babanın evladının sorularına cevap verirken yalana başvurmamasını önerirken, bunun çocuğun ailesine karşı güven duygusunda büyük önem taşığını ifade etti. Annelere çocuklarının bir yeri incindiğinde öpmelerini tavsiye ediyor.

Londra'da Empati Hipnoretapi Merkezi'nde hipnoterapist olarak çalışan Yunan asıllı psikolog Maria Molder de, anne ve baba sevgisini eşit alan çocuğun karakter yapısının daha düzgün olacağını söyledi. 6 yaş öncesi fiziksel şiddet ve korkuyla yetişen çocukların gençlik çağında topluma intibaklarında sorunlar yaşandığını belirten Molder'a göre, çocuk ve insan iletişiminde sevgi ve saygı dilinin açamadığı hiçbir kapı, çözemediği problem yok. Bu yaştaki çocukların bellekleri kamera gibi her şeyi kaydettiği için hatıralarını ölünceye kadar hafızadan çıkarmıyorlar. Sevgiyle büyüyenler, başkalarına da hep sevgi ve merhamet gösterdiğine dikkat çeken Molder, "Küçüklere kötü söz, darp ve şiddet uygulamak ise gelecek adına yapılabilecek en büyük kötülük. Kötü davranış çocuğu yalancılığa itiyor." diyor.

Zaman

http://blog.uzerine.com/evdehastabakimi

1811 defa izlendi | Toplam 1 Yorum , Yorum yazın


Toplum Sağlığı Görevlisi

Toplum Sağlığı Görevlisi

Profilim

Blogum

Arşiv

Web Sitelerim

evdehastabakimi uzerine
azdavay uzerine

Foto Galerilerim

DOĞA HARİKALARI

Uzerine.com  ©2005 Uzerine.com
Ana Sayfa | Bize Ulaşın | Gizlilik Sözleşmesi | Kullanım Şartları | Üye Girişi