Müzesi / Evi ..

#

Cmt, 18 Eki 2008 15:58:24

Cahit Sıtkı Tarancı Evi Müzesi :

Restorasyon Yılı : 2003.
Toplam Harcama : 260.000 YTL
Eser Sayısı : : 152 Adet
ADRES:
Suriçi Cami
Kebir Mah. No:3
DİYARBAKIR
Tel: 0412 2238953

Pazartesi dışında hergün 07.30-12.00/13.30-17.00 saatlerinde ziyarete açıktır.
NOT: Mutlaka herkesin gidip görmesi gereken bir müzedir.

1238 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


Cahit Sıtkı Tarancı

#

Cmt, 18 Eki 2008 15:52:21

OTUZBEŞ YAŞ ŞİİRİ

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.

____________________________________________________________

Cahit Sıtkı Tarancı

1166 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


BiraTarihi

#

Cmt, 18 Eki 2008 15:47:47

  BiRa..

                  

Bira ve Biracılığın Tarihi 

Bira, eski ismiyle arpasuyu, insanlığın çok eskiden beri kullandığı hafif alkollü bir içecektir ve tarihi sekiz-on bin yıllık bir geçmişe uzanır. Biracılığın çıkış noktası Sümer, Babil ve Eski Mısır olarak kabul edilmektedir. Bira ile ekmeğin tarihi de birçok yönden kesişir. Mezopotamya uygarlıklarının kalıntılarında günümüzden altı-yedi binyıl öncesine ait bira ve ekmek yapımına ilişkin belgelere rastlanır.

Bu dönemlerde bira imalathaneleri ve ekmek fırınlarının yan yana bulunduğu tespit edilmiştir. Bira hammaddesi olarak "malt ekmeği" su ile ezilip bulamaç haline getirildikten sonra fermantasyona bırakılır. İlk biraların bozaya benzerliği dikkat çeker; bulanık ve köpüksüzdürler. Maltın elde edilmesinde esas olarak arpa kullanılmasına rağmen, eski biralar farklı tahıllardan da üretilirdi. Bugünkü anlamında ise bira Avrupa kökenlidir.

Antik Kültürlerde Bira 

Mısırlılar'da arpadan yapılan bira ulusal bir içkidir. Eski Mısır'da biranın adı "heget"tir. Ekmekle birlikte günlük gıda olan bira, aynı zamanda para ve asgari ücret ölçüsüdür.

İki sürahi bira, bir günlük asgari ücrettir. Sekiz farklı bira çeşidini ifade eden kelimelere sahip olan Mısırlılar esmer, siyah, tatlı neter (kuvvetli) bira dahil, farklı çeşitler üretmişlerdir. Dini amaçlarla da yapılan bira, çeşitli tanrı ve tanrıçalara sunulur.

Babil'de Bira 

M.Ö. 4300'e ait Babil belgelerinde de biradan söz edilir. Babilliler'in (Keldaniler) buğday, siyah ve beyaz arpa ile bal kullanarak 20 çeşit bira ürettikleri ve hatta Mısır'a ihraç ettikleri bilinir. Biracılık sanatında usta olan Babilliler birayı buğday, siyah ve beyaz arpa ile baldan yapmışlardır.

Evlerde üretilen bira, "bit sikari" (bira dükkânı) denen mekânlarda satılırdı. Ünlü "Hammurabi Yasaları"nda, birayla doğrudan ilgili maddeler vardır. M.Ö. 1780'den gelen bu kayıtlara göre; bira içen müşterisinden fazla ücret isteyen satıcı, suda boğdurularak cezalandırılmıştır. Yine aynı kayıtlarda, günlük ücretler -işçiye 2 litre, sivil görevliye 3 litre, yüksek yöneticiye 5 litre bira verilmesi gibi- bira ölçüsüyle belirlenir.

 Sümerler'de Bira

Sümer kültüründe bira, ekmek kadar önemli bir besindi; ayrıca rahatlama ve sağlık amacıyla da kullanılırdı. M.Ö. 3000 yıllarında yazılan Gılgamış Destanı'nda biradan söz edilir. Sümerlerde bira anlamına gelen "sikaru", tanrılara sunulan "sıvı ekmek"tir. Sümer mitolojisinde İçki Tanrıçası, hatta Bira Tanrıçası vardır; M.Ö. 1880'de Tanrıça'ya ithafen yazılmış şiirde, bira yapımının tüm aşamalarından söz edilir.



Hamuru yoğuran sizsiniz, büyük bir kürekle
Bulamacı hurmalı balla çukurda karıştıran
Filizlenen maltı sulayan sizsiniz
Pişmiş lapayı saz hasırlara yayan sizsiniz
Toplayıcı fıçıdan süzülen birayı döken sizsiniz.


Yine Sümerler'e ait tabletler arasında, bira alışverişine ait yedi belge mevcuttur.


Hititler'de Bira


M.Ö 1450-1200 yıllarına ait Hitit tabletlerinden elde edilen bilgilere göre temel hububat nevileri arpa ve gerniktir. Bunlar un, ekmek ve bira yapımında kullanılır. Yoğunluğu nedeniyle bira kamışla içilmektedir. Kamışlar buğday saplarından elde edilir.
Anadolu'da bira Hititler sonrasında da devam eder. M.Ö. 738-696 yılları arasında yaşayan Frigya Kralı Midas'ın cenaze yemeğinde şarap, bal ve bira karışımından elde edilen özel bir içkinin içilmiş olduğu, arkeolojik bulgulara dayanılarak tespit edilmiştir.

Sanayi Devrimi ve Biranın Modernleşmesi

Bira yapımcılığında asıl devrimsel dönüşüm 18. ve özellikle 19. yüzyılda gerçekleşir. Buhar makinesinin yaygın işlerlik kazanması ve yapay serinliğin bulunması bira üretimini endüstrileştirir. Yapay soğukluğun sağlanmasından sonra, eskiden sadece serin mevsimlerde üretilen bira artık sürekli bulunabilir hale gelmiştir. Üretim ve dağıtım teknolojileri hızla gelişir, demiryolu ulaşımı ve soğutuculu vagonlar sayesinde bira her yere ulaştırılır ve tüketim de aynı hızla artar. 1796'da Londra'daki Whitebread Biracılık, yıllık 200 bin fıçı bira üreterek bir 'ilk'e imza atar.

 
 
 
 
13- Pasteur
 
     
 
 
 

Pastorizasyon tekniğini bulan Louis Pasteur'ün yazdığı "Bira Hakkında Bir İnceleme" adlı kitap, bira yapımıyla ilgili bilimsel etütlerin ve sağlıklı üretimin de başlangıcıdır. Danimarkalı Hansen'in tek maya hücresini izole etmesinden sonra ise fermantasyon yöntemlerinde ve dolayısıyla biranın tadında iyileştirme sağlanır. Bu gelişmelerin etkisiyle, bira tiplerinde de farklılaşmalar olacaktır. 19. yüzyıla kadar "Ale" tipi biralar yaygınken, 1830'larda Münih'te alt fermantasyona dayalı "Lager" yöntemiyle bira üretimine başlanır. İlk lager biralar öncekiler gibi koyu ve kızılımsı renkli iken, 1842'de Bohemya'nın Pilzen kasabasında ilk kez altın renkli lager üretilir. O döneme kadar seramik, metal, ahşap kaplarda içildiğinden rengi fark edilmeyen bira artık cam bardaklarda sunulabildiği için, bu yeni rengiyle popüler olur; ki günümüzde de Pilsener bira, daha çok bu berrak ve sarı rengiyle bilinmektedir.

1880'de ABD'de 2727 adet bira imalathanesi, 1900'de İngiltere'de büyüklü-küçüklü 6477 bira üreticisi vardır; ancak, üretimin giderek büyük yapımcılara geçmesiyle bu sayılar hızla düşecektir. Bugün ABD'de 34 üretici firma kalırken, İngiltere'de sadece 6 grup öndedir. Avustralya ve Kanada'da sadece 2 grup, üretimin yüzde 90'ından fazlasını kontrol etmektedir. Tek istisna, tüketicilerin yerel üreticilere bağlılığı nedeniyle çok sayıda küçük bira üreticisi bulunan Almanya'dır.

 

3952 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


Biracı

#

Pzt, 11 Şub 2008 08:51:35

Bira soğuk içilmelidir. Ancak ne kadar soğuk? Bu konuda bir çok rivayet olmasına rağmen doğru sıcaklık bira çeşidine göre değişir. Turkiyede satılan tum biralar lager/pilsener cinsidir ve bu tür biralar 4-8 derece sıcaklıkta içilirse gerçek tadı alınabilir. İdeali 6 derecedir. 4 derece altında içildiğinde biranın gerçek tadı alınamaz, sadece çok soğuk maden suyu içilmiş gibi hissedilir. 8 derecenin ustunde ise gittikçe biranın tadı rahatsız etmeye başlar. İngiliz birası ale'ler ise 7-11 derece arasında içilmelidir. Ale'nin tadı çok soğutulduğunda alınamaz. Buzdolabında birayı1 tam gün tuttuğumuzda genel olarak 5-6 derece soğukluğa erişir. İdeal soğukluk diyebiliriz.

Bira -3 derece sıcaklıkta önce kristalleşir ve daha sonra donar. Bira dondurucuda unutulmuşsa ve kristalleşmişse o biranın tadı artık bozulmuştur. Tekrar sıcak ortamda tutsanız bile eski tadına getiremezsiniz. Geçmiş olsun :)

Bira bardağa döküldükten itibaren ısınmaya başlar. İdeal sıcaklığı daha uzun süre korumak için bardağı daha önce buzlukta bekletmeyi deneyin. Barda, barmenden mümkünse soğutulmuş bardak kullanmasını isteyin. Bir çok barda özel müşteriler için soğutulmuş bardak bulunur. Eğer yoksa bile bir sonraki biranız için bardağı buzluğa koymasını söyleyebilirsiniz. Soğuk bardakta bira daha çok "terler". Biranın terlemesi, bardağın dış yüzeyinde su damlalarının oluşmasıdır. Bira reklamlarında gördüğümüz, görünce bira isteten, o nefis bira resimlerini hatırlayın.

Ayrıca gerçek bira bardağının kulplu olmasının nedeni, el ısısının bira sıcaklığını etkilemesini engellemektir. İçerken bira bardağını kulpundan tutmaya gayret edin. Küçük kadeh biçimindeki bardaklarda kulp olmaz çünkü bira ısınana kadar zaten bitmiş olur.

Bira ve köpük:

Bir çok kişinin bildiği gibi, birayı bardağa köpüksüz boşaltmak bir maharet değildir, aksine biranın tadının gizli kalmasına yol açar. Köpüğü biranın içindeki gazlar oluşturur ve bu köpük biranın içindeki şerbetçiotu kokusu ve tadının ortaya çıkmasına yardımcı olur. İdeali, bardağın 2/3 üne kadar birayı hafif eğik tutarak koymak, geri kalan 1/3 ü ise şişeyi düzleştirip uzaklaştırarak koymaktır. Böylece doğru oranda köpük elde edilir.

Köpük ve bira kalitesi arasında doğru orantılı bir ilişki vardır. Kaliteli bira köpüklü olur. Efes Pilsen köpüklü bir biradır ancak Marmara 34 çok az köpüklüdür. Marmara 34ü bir de yukarıdaki tarife uygun hafif köpürterek deneyin. Ayrıca şişeli biralar, teneke kutu biralara göre daha köpüklüdür.

Biranın köpürmesi yanında köpüğün kalıcı olması da önemlidir. Bira bitene kadar köpük miktarı azalacaktır ancak tamamen kaybolmaması gerekir. Ayrıca bardakta sadece köpük kaldığında bunu içmeyin, bu köpük biradan çok su içerir.

Köpüğün bir faydası da, biranın üstünde bir tabaka oluşturarak ısınmasını geciktirmektir.

Kaliteli biranın köpük kabarcıklarının küçük olması gerekir. Büyük kabarcıklı köpükler daha kısa ömürlü olur ve aromayı tam olarak ortaya çıkartmaz.

Bira mezeleri:

Bira mezesi -her zevke göre değişmekle birlikte- en çok tercih edileni tuzlu kavrulmuş fıstıktır. Bunun yanında patates kızartması/cipsi, mısır cipsi, tuzlu kuruyemiş de iyi uyum sağlar. Benim favorim ise tuzlu patlamış mısır. Patlamış mısır bira içerken midenizde oluşabilecek şişkinliği de alır. Tatlı ve bira kesinlikle uyuşmaz ve şeker alkolün vücudunuza olan etkisini arttırır.

Birayı başka bir içkiyle veya sıvıyla karıştırmak veya buz atmak birayı katletmek demektir. Ancak buna rağmen avrupada bira ve sprite karıştırıp "snaps" adında bir kokteyl yapıyorlar. Ben denedim, berbattı ama belki beğenenler çıkabilir. Gene avrupalı bir kaç turistin rakı ve bira karıştırdığına şahit oldum ama denemeye değmez! elin ağzı torba değil ki büzesin :)

Hafif içimli biralar limon dilimiyle nefis gidiyor (Bulabilirseniz Bodrum'un ünlü turunçu ile deneyin). Örneğin meksika birası Corona. Ancak Corona ithal bir bira ve oldukça pahalı. Bunun yerine size troy light öneririm. Troy light şişesinin ağzına bir ince limon dilimi sıkıştırın. Göreceksiniz Corona'dan çok farkı yok. Ancak bunu efes light ile denerseniz iyi sonuç alamayabilirsiniz. Efes light'ta sebebini bulamadığım bir yavanlık var. Troy light Türkiyedeki en iyi light bira bence.

1635 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


Bira

#

Paz, 10 Şub 2008 20:53:52

BİRA NASIL ÜRETİLİR?

Uluslararası bir içecek olan biranın yapımı, ülkeden ülkeye değişiklikler göstermektedir. Belçika'da, tıpkı Fransız peynirlerinde olduğu gibi, bir yılın günleri kadar çok bira çeşidi sayılabilir, İngiltere'nin "a-le"leri, İrlanda'nın "stout"ları, Danimarka'nın "pilsner"leri, Almanya'nın "lager"ları ünlüdür. Ve tabii ki tüm Avrupa'da Çekoslovakya'nın Pilsen şehrinden adını alan, genelde tüm sarı biralara adını veren "pils"ler revaçtadır.
Önce arpa taneleri yüksek sıcaklıkta filizlenme yöntemiyle malt haline dönüştürülür. Ardından kavrularak rengini alır. Kavrulma süresi biradaki renk değişikliğini
sağlar. Daha sonra sıcak saf su ile karıştırılır. Bir litre bira elde etmek için 6-7 litre su gereklidir. Son aşamada ise şerbetçiotu katılır. Şerbetçiotunda 200?den fazla aromatik kokunun bileşimi vardır. Sıra, bira mayasının eklenmesiyle elde edilen, şekerleri alkole ve karbonik gaza dönüştüren fermantasyon işlemindedir. Bu işlem, yüksek sıcaklıkta yapılır (15-20 derece). Yoğun (kesif) biralar için 3-5 gün boyunca (özellikle esmer biralarda), sarı biralarda ise 6-8 derece arasında, 7-10 gün boyunca fermantasyon işleminin devam etmesi gereklidir.

1348 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


Blog Yazıyoruz ...

#

Cum, 08 Şub 2008 14:18:53

Hakkında sayfalarca yazı yazılan, tartışılan webloglar çağımızın uğraşısı konumunda.

Yine de Türkiye'de internet kullanıcısı olan bir çok insanın blog hakkında hiç bir fikri olmadığı . O halde bir bakalım, neymiş şu blog denen meret.

Blog kelimesinin özünde web-log vardır. Webloglara kısaca internette seyir defteri tutmak denebilir. Kelime anlamı olaraksa, genellikle ters kronolojik sırada (en yeni en üstte olacak şekilde) sıralandırılmış, tek bir sayfa üzerinde bir çok yazı gösterme esasına dayanan internet uygulamasıdır. ilerleyen senelerde "we" düşmüş, sadece "blog" olarak kullanılmaya başlanmıştır. Blog yazan kişilere de "blogger" denilmektedir. Bir yazı yazıp gönderme işlemine de kısaca "bloglama" deniyor. 1997 yılından beri var olan bu uygulama, tasarımcı ve programcıların ilginç internet sitelerinin linklerini unutmamak için kendi sayfalarına yazmalarıyla başladı. 1999 yılında ortaya çıkan pek çok blog-yayınlama (blog publishing) aracıyla birlikte bloglama, programcılar arasındaki bir aktivite olmaktan çıkıp, en az bilgisayar kullanma becerisine sahip olan bir insanın bile anlayacağı kadar basit hale indirgendi. Daha önce bir yazıda blogların ne kadar çoğaldığını anlatmıştım. Technorati'nin 7,8 milyon blogu indekslediği, günde 30.000 - 40.000 blogun yaratıldığı düşünülürse, bloglar bu yüzyıla damgasını vuracak bir olay olmaya doğru gidiyor. Çünkü format çok basit; sıklıkla güncellenen, tek sayfa üstünde ters kronolojik yazılar.

Hangi konuda yazarlarsa yazsınlar, pek çok insan için bloglar kişisel dışavurum aracı haline geldi. Herhangi bir editoryal düzenleme görmeden, insanların içinden geldiği gibi, kendi düşüncelerini özgürce anlattıkları ortamlar oldu. Şu sıralar bloggerların da birer medya üyesi olduğu, her blogun kendi başına bir yayın aracı vazifesi gördüğü görüşü ortalıkta geziyor. Politika, günlük hayat, spor, teknoloji, müzik, yemek hatta dantel, hamburger gibi her konuda pek çok bloga rastlamak olası. Hatta bir çok büyük şirket CEO'sunun ya da şirketlerin kendi blogları olmaya başladı.

Insanları bir site tasarlamaktansa blog açmaya yönelten nedir peki? Bir site açmak için en başta domain ve host gibi teknik konulara para ödemek gerekiyor. Iş siteyi açmakla da bitmiyor, yazılarınızı yayınlayabilmek için temel bir program yazmanız, sitenize gelen insanların yazdıklarınız hakkında görüş bildirebilmesi için ayrı bir yorum sistemi kurmanız, görüntüsü içinse tasarım yapmanız gerekiyor. Blog sitelerinin güzelliği, sizi bu dertlerden kurtarmaları. Bir çok blog servisi hosting konusunda para talep etmeden, seçtiğiniz bir isimle sizi kendi alan adları altında host ediyor [http://xxx.blogspot.com, http://xxx.livejournal.com]. Kurmuş oldukları otomatik yazı gönderme sistemleri sayesinde sizi programla, daha önceden hazırlamış oldukları şablonlarla da tasarım derdinden kurtarıyor. Bu şablonlar (hazır tasarımlar) istediğiniz zaman bir başkasıyla değiştirebileceğiniz şekilde hazırlanmış oluyor. Hatta üzerlerinde kendiniz oynayıp basit değişiklikler yapabilirsiniz. Eğer canınız tamamen kendi yaptığınız bir dizaynı kullanmak istersen, buna izin veren blog siteleri de mevcut. Birçok blog sitesinde hazır olarak gelen yorum sistemleri sayesinde de yazdıklarınız hakkında diğer insanların görüşlerini kolayca öğrenip, geribildirim alabiliyorsunuz. Yazılarınıza kimlerin link verdiğini gösteren trackback sistemleri bile var.

Insanlar blog sitelerinde genellikle tek başlarına yazsalar da, bir kaç insanın toplanıp beraberce yazdığı siteler de mevcut. Daha çok birbirini tanıyan ya da ortak bir özellikleri olan (yemek, şehir hikayeleri blogları gibi) insanların, ortak paydada toplanması olarak görebiliriz bunu. Bu tür bloglara community blog deniyor. Community blogları sayesinde insanlar internette sosyalleşme olanağı buluyor, kendilerini bir yere ait hissediyorlar. Yorum fasilitesi sayesinde aynı şeylerle ilgilenen insanlar tanışma ve tartışma olanağı da buluyor. Türkiye'de bloglarla ilgilenen insanları bir araya toplamak için kurulmuş bir de site bulunuyor, ve büyük bir hızla yoluna devam ediyor.

Uzun zamandan beri bu işle uğraşan ve blog dünyasında tanınan isimler bloglarından kitap çıkartmayı düşünür hale geldiler. Gazetelerde köşe yazarı olan kişilerin dahi insanlara daha hızlı ve çok ulaşabilmek adına blog siteleri var. internetteki hızlı link dolaşımı sayesinde daha önce hiç görmediğiniz insanların hayatları ve görüşleri hakkında bilgi sahibi olabiliyor, birçok konuya farklı açıdan bakan yorumlara erişebiliyorsunuz. Aynı şekilde kendi sesinizi de dünyaya duyurmuş ve bunu bir e-mail atma basitliğinde gerçekleştirmiş oluyorsunuz.

Türkiye'de bloglama genellikle online günlük tutma olarak görülse de, blog özünde kendiniz için tuttuğunuz notlar ve diğer insanların okumasını istediğiniz yazılardır. Bunlar insandan insana değişebilir; hayat, spor, çiçekçilik, biyoloji veya nanoteknoloji, seçim size kalmış.

Blog nedir öğrenip, kendinize uygun olan sistemi seçtiniz ve blogunuzu açtınız. Peki insanların sizi okumasını sağlamak için neler yapmak lazım?

1. Amacınızı belirleyin:
Blogunuzu ne için kullanacağınızı belirleyin. Politika hakkında yazılar, arkadaşlarla bağı koparmama, fotoğraf yayınlama, profosyonel görüş bildirme veya dolaptaki çürük yumurtalar. Blogunuzu her ne amaçla kullanmak istiyorsanız, blog sağlayıcınızın isteklerinize yeterince cevap verip veremediğini araştırın. Kimse yarım yamalak siteleri gezmekten hoşlanmaz.

2. Okuyucularınızı tanıyın: Eğer blogunuzu arkadaş arasında gizli tutmuyorsanız (ki bu bile yeterince güvenli bir yol sayılmaz), yazarken bir kez daha düşünmeniz gerekebilir. Internette kimin neyi okuduğunun tam olarak takibi yapılamadığı için yazı dilinizde biraz insaflı olmanız gerekebilir. Kimse patronu hakkında kötü sözler söylediği bir yazının onun eline geçmesini istemez.

3. Gerçekçi olun: Artık insanlar marketing numaraları ve spam tacirleri görmekten bıktı. Yazdığınız yazıları tekrardan gözden geçirin, unutmayın bu site sizi yansıtıyor ve yanlış tanınmak istemezsiniz.

4. Sitenizi sık sık güncelleyin: Hiç kimse ayda bir güncellenen bir siteye hergün bakmaz. Kendinize belli güncelleme günleri seçip, o günlerde blogunuza ilgi gösterebilirsiniz. Böylece bir gelen insan, bir daha geldiğind yeni yazılarla karşılaşır ve sitenizi takip etmeye devam eder.

5. Blogunuzu halka tanıtın : Blogunuzun bir ?ping?i olduğundan emin olun. Index sitelerine yeni bir yazı gönderdiğinizi haber veren bir sistemdir ve genellikle bu sizin yapmanız gereken birşey değildir, blog servisleri kendileri hallederler. Ne olduğunu fazla da bilmeniz gerekmeyen birşey olmasına rağmen http://pingomatic.com/ adresinden pingleriniz olup olmadığını kontrol edin.

6. Kaynaklarınıza link verin: Kimse kendi hikayesinin habersiz kullanılmasından hoşlanmaz.

7. Diğer bloglara link verin.

8. Sevdiğiniz konular hakkında yazmaya çalışın: Webloglar, fikirlerinizi güçlü olarak sunabileceğiniz yerlerdir. Yazdığınız konu hakkında ne kadar çok bilginiz varsa o kadar eğlenceli ve ilnigç yazılar ortaya çıkartırsınız.

9. Sabırlı olun: herşeyi yaptığınız halde yine de sitenizde çok az insan geziniyor olabilir. Unutmayın, internet kocaman bir ortam ve farkedilmek için herkesin zamana ihtiyacı var.

blogosfer'de gezinmek isteyenler için, blog camiasının a-list tabir edilen kalburüstü ve meşhur bloggerlarından linkler;

evan williams (blogger'ı yapan adamlardan biri. şirketin google'a satılmasından sonra blogger'dan ayrıldı.)
biz stone (blogger takımının elebaşlarından)
jeff jarvis
andrew sullivan
dan gillmor (silikon valley'de sözü geçer bir amca, her yazısı önemli. google'ın blogger'ı aldığını blogger çalışanlarından bile önce açıklamıştı. çok güvenilir.)
anil dash (sixapart'ın (moveabletyple) yardımcı başkanı)
megnut (blogger'ı kuran pyra labs.'in bir diğer üyesi)
dooce (bloggy'lerde yılın blogu ödülünü alan bayan.)
chris prillo
jason kottke (hayatını artık blog yazarak kazanmaya çalışan aslan blogger.)
Matthew Haughey (metafilter'ı kuran adam.)

birkaç tane de türkçe bloglardan adres;
http://www.blog.uzerine.com/ =))

1532 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


Blog

#

Cum, 08 Şub 2008 14:10:00

 

Bu  Yaşınıza Gelip Hala Bir Blog Yazmadınızmı.. Eğer Cevap Evet İse Çok Ayıp Etmişssiniz.... Hadi OO zaman uzerine.com da bir devrim başlatıp bloga başlıyoruz :))))

Blog, teknik bilgi gerektirmeden, kendi istedikleri şeyleri, kendi istedikleri şekilde yazan insanların oluşturdukları, günlüğe benzeyen web siteleridir.

İngilizcedeki "web" ve "log" kelimelerinin birleşmesinden oluşan weblog kavramının zamanla yaygınlaşmış adıdır.

Blog, genellikle güncelden eskiye doğru sıralanmış yazı ve yorumların yayınlandığı, web tabanlı bir yayını belirtir. Çoğunlukla her gönderinin sonunda yazarın adı ve gönderi zamanı belirtilir. Yayıncının seçimine göre okuyucular yazılara yorum yapılabilir. Yorumlar, blog kültürünün çok önemli bir dinamiğidir; bu sayede yazar ve okuyucular arasında iletişim sağlanır. Bunun dışında, geri izleme (trackback) mekanizmasıyla, belirli bir yazı hakkında yazılan diğer yazıların belirlenebilmesi de mümkündür.

İlk ağ günlükleri elle yazılıp güncellenirken, bugün bu iş için özel yazılmış yazılımlar kullanılmaktadır. Bu yazılımlardan bazıları bir blog servisi sağlayıcı sitenin alt alan adları olarak yaratılabilen, bazıları ise kullanıcının kendi sunucusuna kurup çalıştırması gereken yazılımlardır.

Blogların içeriği geleneksel internet içeriğinden farklılık gösterdiği için sadece bloglar için kurulmuş özel indeksleme mekanizmaları ve arama motorları bulunmaktadır. Technorati en başarılı blog teknolojilerinden biridir. Ayrıca Google Blog Search adında bir blog arama motoru işletmektedir. 2005 yılında Verisign tarafından satın alınan Weblogs.com, dünyanın en büyük blog ping servisi olarak tüm internet indeksleme mekanizmalarına veri sağlamaktadır.

İnternet ile ilgili ciddi bir araştırma kurumu olan Jupiter Research'ün 2005 yılında yaptığı bir araştırmasına göre, blog sitesi sahiplerinin yarısının yıllık geliri 60.000 doların üstünde; blog okuyanların %60'ı erkek ve blog okuma alışkanlığı olanların %73'ü 5 yıldan uzun süredir internet bağlantısına sahip. Blog okuyanların %28'i blog okumak için RSS kullanıyor. 2005 sonunda yapılan başka bir araştırmaya göre de internet kullanıcılarının %38'i blog kelimesinin anlamını bildiklerini, %27'si ise blog okuduklarını belirtmiştir. Blogosferin nabzını tutma misyonundaki Technorati'nin istatistiklerine göre, günde 50.000'den fazla yeni blog sitesi yaratılıyor.

Blogların kullanımı 1999 yılında Blogger'ın bu hizmeti vermeye başlaması ve kısa süre sonra bunu ücretsiz hale getirmesi ile yaygınlaşmıştır. 2003 yılı Şubat ayında Google, Blogger'ı satın aldı ve Google araç çubuğuna, ziyaret edilen sayfanın adresini doğrudan bloga girmeyi sağlayan 'Blog This!' tuşu yerleştirdi. İngilizce bilen çoğu kişi ilk defa bu düğme sayesinde bloglar ile tanışmıştır.

Blogger ile aynı zamanlarda kurulan LiveJournal, sadece belirli kişilerin okumasına izin verilebilen blog sayfaları sağlayarak popüler olmuş bir blog sitesidir. Halen en çok blog yaratılan sistemlerden biri olan LiveJournal, yazdıklarını herkesle paylaşmak istemeyen ve grup bağlarına önem veren kişiler tarafından tercih ediliyor.

Microsoft'un Windows Live Spaces adlı blog sistemi de, MSN üyelerine sunulan Windows Live Messenger hizmetine ilişkilendirilince ciddi bir yayılma göstermiştir. Üyelerin fotoğraf albümü oluşturmasına izin veren sistem, blogların güncellendiği anda paylaşılmasını sağlayan dahili bir yapıya da sahiptir. Daha çok amatör kullanıcılar yönelik bir hizmet olan Windows Live Spaces, görünüş ve yapı olarak değişikliğe pek açık değildir. Ayrıca, Windows Live Messenger daha çok sohbet amacıyla kullanılan bir servis olduğundan, Space'lerde yer alan bloglar da daha çok resim yükleme alanı olarak kullanılmaktadır.

Hızla büyüyen ve ciddi bir akım haline gelen blog dünyasında, İnternetin devlerinden Yahoo! da 2005 yılının Mart ayında kendi blog sistemi Yahoo! 360'ı açtığını ilan etti.

Kullanıcının kendi sunucusuna kurarak çalıştırdığı blog yazılımlarında WordPress liderdir.

Son olarak 2007 yılında da, Tim O'Reilly Blogger's Code of Conduct fikrini ortaya atmıştır.

Konu başlıkları

  • 1 Blog türleri
    • 1.1 Kişisel
    • 1.2 Temasal
    • 1.3 Topluluk
    • 1.4 Şirket
  • 2 Türkçe bloglar
  • 3 Dış bağlantılar

 

Blog türleri

Kişisel

Bu tür bloglar çok fazla deneyimi olmayan kişilerin bile kullanabileceği ve sayfalarını düzenleyebileceği yapıdadır ve daha çok günlük olarak kullanılırlar. Kişilerin günlük yaşamda yaşadıkları olayları, karşılaştıkları durumları okurlarıyla paylaşmasını sağlar. Bloglarda en fazla rastlanan türdür.

 

Temasal

Sadece belirli bir alanda yazılan gönderilerin yer aldığı, belirli bir konuda uzman kişilerin yazdığı ve düzenlediği bloglardır. Politika, pazarlama, yemek, internet, ekonomi, tasarım, fotoğraf, programlama dilleri ve benzeri konularda odaklanmış bloglar bulunmaktadır. Türkçe olarak yayınlanan bloglarda en fazla ilgiyi yemek konulu bloglar çekmekte, sayı olarak ise bilgisayar blogları göze çarpmaktadır.

 

Topluluk

Üyelik sistemine sahip olan ve bu üyelerin yazdıkları gönderilerden meydana gelen bloglardır. Komünite olarak da adlandırılan bu türdeki blogların çoğu kendi sunucularındaki blog yazılımını kullanmaktadır. Tarihsel olarak ise, LiveJournal'da oluşan bir kültür mirasını devam ettirmektedirler..

 

Şirket

Şirketlerin kendileri ile ilgili haber ve duyurularını daha samimi bir şekilde halka açtıkları bloglar dünyada ve iş hayatında giderek önem kazanmaktadır. Türkiye'de az sayıda olsa da bazı şirketler şirket bloglarını hizmete sunmaya başlamıştır. Aslında dünyadaki akım, şirketin doğrudan değil, samimi karakterdeki bazı çalışanların desteklenmesi yoluyla bloglamaktır. Hatta en ünlü şirket bloglarını tutan Microsoft çalışanları, samimiyetlerine inandırmak için arasıra rakip firmaların ürünlerini de övmekte, reklamını yapmaktadır.

 

Türkçe bloglar

Blog dünyada çok önemsenen ve ciddiye alınan bir kavram olmasına rağmen, Türkiye'de 2005 yılına kadar çok fazla farkedilmiş değildi. Mayıs 2005 tarihinde Google'da Türkçe sayfalarda "blog" kelimesi 65.400 kez yer alırken, Mayıs 2006'da bu sayı 5 milyona yaklaşmıştır.

Blogger.com'dan hizmet alan Türkçe blog sayısı 2004-2005 yılları arasında oldukça fazla iken, bugün bu sayı hemen hemen hiç artmamaktadır. Çünkü Türkçe olarak hizmet veren blog barındırma siteleri, üyelerine en az Blogger.com kadar iyi hizmet vermektedir. Türkçe barındırma sitelerinin artması, doğal olarak açılan Türkçe blog sayısını arttırmıştır ve Türkçe konuşan insanların blog kültürüne akın etmesine neden olmuştur.Tabi www.uzerine.com da yeni yeni gelişip ve tüm türkiyeyi kapsamaya devam ediyor... =))

Hadi Blog Sitemizde Herkesin Bir Blogu Olsun . . .

1458 defa izlendi | Bu Bloga Yorum Yazın


Uzerine.com  ©2005 Uzerine.com
Ana Sayfa | Bize Ulaşın | Gizlilik Sözleşmesi | Kullanım Şartları | Üye Girişi